Yıllarca radyo istasyonlarında farklı görevlerde çalıştım. Zamanla şunu fark ettim, bu işin zor tarafı büyük fikirler değil, her gün tekrar eden yüzlerce küçük ayrıntı.
Uzun bir kaydın gereksiz boşluklarını temizlemek. Mutfakta kaydedilmiş bir sesi, stüdyo kaydının yanında yabancı durmayacak hâle getirmek. Müziği doğru yere yerleştirmek, seviyeleri kontrol etmek, bir şeyin neden olması gerektiği gibi duyulmadığını bulmak ve bütün bunları yayın saatinden önce bitirmek.
Yıllar boyunca farklı ses editörleri kullandım. Bazıları müzik prodüksiyonu için tasarlanmıştı, bazıları film ve post prodüksiyon için. Bazılarıysa zaman içinde bir araç olmaktan çok, abonelik sisteminin parçasına dönüşmüştü. Elbette hepsi güçlü programlardı. Ama benim her gün yaptığım işler, çoğunda hâlâ gereğinden fazla adım istiyordu.
Bir noktadan sonra mesele yeni bir program aramak olmaktan çıktı. Aradığım editörün nasıl çalışması gerektiğini zaten biliyordum. Çünkü yıllardır hangi işlemin nerede yavaşladığını, hangi aracın gereksiz yere karmaşıklaştığını ve ekranda aslında neye ihtiyaç duyduğumu görüyordum.
Seston böyle ortaya çıktı.
Bir pazar araştırmasının, ürün toplantısının ya da özellik listesinin sonucu olarak değil. Her hafta kullandığım araçların arasında eksikliğini hissettiğim editörü kendim için yazmaya başlayarak.
Bu yüzden Seston benim için yalnızca kullanıcıları olan bir yazılım değil. Kendi işlerimi yaptığım editör. Bir şey gereğinden uzun sürüyorsa önce benim zamanımı alıyor. Bir işlem karmaşıksa önce beni yoruyor. Bir özellik eksikse bunu çoğu zaman kullanıcı geri bildiriminden önce kendi işimin ortasında fark ediyorum.
Seston’un ücretsiz olmasının nedeni de biraz burada yatıyor. Ücret koymak yazılımı daha iyi bir editör hâline getirmeyecekti. Yalnızca onu kimlerin kullanabileceğine karar verecekti.
Benim ilgilendiğim şey ise başka.
Sesle çalışan birinin önündeki işi biraz daha kolaylaştırmak.